Türkiye UCM’ye taraf değildir. Türkçe literatürde de fazla ve ayrıntılı kaynak bulmak mümkün görünmemektedir. Çok vahim suçları yargılamak amacıyla oluşturulan UCM, başta seçicilik ve siyasileşme olmak üzere eleştirilerin eleştirilerin odak noktası haline gelmiştir. Eleştiriler o kadar fazladır ki ölü doğmuş bir kurum hissiyatı vermektedir. ABD baskıları, İsrail’in uluslararası suçları, ABD’nin inandırıcı bir sebep olmaksızın Venezuela’ya saldırısı gibi olaylar Roma Statüsü ile kurulan UCM’nin işlevselliğini bitirmiştir.
Çalışmayla ilgili çok sayıda makale ya da kitap taraması yaptım. Uluslararası Ceza Mahkemesine yönelik eleştiriler bu çalışmada verilenden çok daha fazla olabilir. Biz literatüre yansıyanları tarayıp çalışmamıza aldık. Konunun derinliğini vurgulamak açısından önsöz kısmında yer vermek istediğim bir husus, çalışmada, “tamam artık, bitti, göndereyim” düşüncesi başladığında bir kitap çalışmasında yer alan ve esasen doğrudan konuyla ilgili olmayan bir makalede, UCM’nin, uluslararası hukukun parçalanmasına neden olduğu eleştirisiyle karşılaştım. Bu konuyla ilgili yazılmış makale bulunup bulunmadığını taradığımda, bu konuyla ilgili çok sayıda makale bulunduğunu da gördüm. Vurgulamak istediğim, uluslararası hukukta, doktriner bir tartışma başladığında bunun nerede sonlanacağını öngörmek mümkün değildir.
Yapay zekâ uygulamaları sayesinde çalışmayı sadece Rusça ya da İspanyolca kaynaklara odaklayabilirdim. Sadece basit düzeyde Rusça düzeyim var ve yaklaşık 600 ila 800 kelime dağarcığı ile tam makale çevirisini bizzat yapabilmem mümkün değildi. Teknoloji ile sorunların aşılabilmesi mümkündü. Ancak kaynak taramasında sadece İngilizce kaynakların dahi yeterli olabileceğini tespit ettik. Buna rağmen farklı dillerden kaynak taraması yapmaya özen gösterdik ve çalışmada yer verdik.
Bu çalışmayla ilgili en önemli paradoks, çalışmayı bir an evvel sonlandırıp yayınlamak ile daha fazla tarama yaparak başka eleştiriler bulunup bulunmadığını araştırmak noktasındadır. Zira çalışmaya başlanıldığında Ukrayna savaşı başlamamıştı; çalışmaya devam ederken Ukrayna savaşı dışında, Venezuella işgali, Gazze, Lübnan, İran saldırıları gerçekleşti. UCM, ABD’nin uluslararası hukuku tanımamasıyla işlevselliğini tamamen kaybetti. De jure değil ise de de facto olarak ortadan kalktı. ABD ve İsrailli yetkililer yargılanmadıkça UCM’nin yapacağı hiçbir yargılamanın uluslararası hukuka katkısı olmayacaktır.
Öte yandan bu çalışmada UCM’ye yönelik eleştirilerin birçoğunun Türk ceza hukukunda da ileri sürülmesi mümkün görünmektedir. Bu anlamda çalışmanın, pek çok kurumu tartışmaya açabileceğini düşünüyorum. Türk hukukunda bulunmayan sistemler özellikle “Mağdurlar için Güven Fonu” bu anlamda dikkate değerdir. Türk hukukunda, suç mağdurların zararlarının karşılanması imkânsız gibi görünmektedir. Etkin pişmanlık, uzlaştırma gibi kurumlar da mağdurun rızasını zorlayan ve onu sanıkla anlaşmaya iten kurumlar olarak dikkat çekmektedir. Zaten bu tip onarıcı adalet yaklaşımları da ceza hukukunda oldukça sınırlıdır.
Çalışmanın hazırlanmasında çok sayıda kaynaktan yararlanılmaya, konunun uluslararası gündemi sürekli meşgul etmesi nedeniyle güncel olaylara ilişkin haberlerden de yararlanılmaya ve böylece olabilecek olanın en iyisi hazırlanmaya çalışılmıştır.