Çalışmamızın konusu özü itibariyle ifade özgürlüğü, sessiz kalma hakkı ve dijital medya ilişkisini ilgilendirmesi nedeniyle birtakım zorlukları bünyesinde barındırmaktadır. Zira ifade özgürlüğü uzun süre daha çok bireyin düşüncesini açıklama, kanaatini paylaşma ve kamusal tartışmalara katılma hakkı çerçevesinde ele alınmıştır. Ancak dijital medya ortamlarının gündelik hayatın ayrılmaz bir parçası haline gelmesiyle birlikte, bireyin yalnızca konuşma hakkı değil, konuşmamayı tercih edebilmesi, görünürlüğünü yönetebilmesi ve dijital ortamda kendisini koruyabilmesi de ayrıca önem kazanmıştır.
Günümüzde sosyal medya, bireylere düşüncelerini geniş kitlelere ulaştırma imkânı sunmakla birlikte yanlış anlaşılma, hedef gösterilme, linç edilme, dışlanma, mahremiyetin zedelenmesi ve dijital izlerin kalıcılığı gibi riskleri de beraberinde getirmektedir. Bu durum, ifade özgürlüğünün devlet müdahalesine karşı korunma boyutuyla sınırlı ele alınmamasını, bireyin dijital baskılar karşısında kendi sınırlarını belirleyebilme imkânını da kapsayacak şekilde değerlendirilmesini gerekli kılmaktadır. İşte elinizdeki bu çalışma, dijital medya ortamlarında sessiz kalmanın basit bir pasiflik ya da ilgisizlik olarak görülemeyeceğini, aksine kimi durumlarda bilinçli bir tercih, korunma yöntemi, mahremiyet stratejisi, etik tutum ve ifade özgürlüğünün tamamlayıcı bir boyutu olarak ele alınabileceğini ortaya koymak amacıyla hazırlanmıştır.