Sosyolojik olarak toplumun nüvesini oluşturan ve o toplumun karakterinin oluşmasında en önemli role sahip olan aile, bu önemine binaen hukuken sıkı kurallara bağlanmış bir müessese olarak kanunlarda kendine yer bulmuştur. Günümüzde Türk toplumu dahil bir çok ülkede ailenin kan kaybettiği, hızlı bir çözülmeye maruz kaldığı kabul edilmekte ve toplum için “son kale” mahiyetindeki bu müessesenin korunması için acilen tedbirler alınması, çözümler üretilmesi yönünde çalışmalar yürütülmektedir.
Bu kapsamda Türkiye’de de 2025 yılı “Aile Yılı” olarak ilan edilmiş, yıl boyu bazıları doğrudan Devlet eliyle bazıları da Devlet desteğiyle çeşitli faaliyetler yürütülmüş, aileyi korumaya yönelik kanunî ve idari düzenlemeler yapılmıştır. Yeterli olmamakla beraber, bu faaliyetlerin ve düzenlemelerin büyük önem taşıdığında şüphe bulunmamaktadır.
Çalışmanın konusu olan “Aile Konutu” ise Türk hukukuna ilk defa 1 Ocak 2002 tarihinde yürürlüğe giren 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’ndaki düzenlemeyle girmiştir. Aile konutu, eşlerin sürekli barınma ihtiyaçlarını karşılayan, acı ve tatlı hatıralarını yaşadıkları, hayatlarının merkezi olan konut olarak ifade edilebilir. Aile konutu ailenin en önemli ihtiyaçları arasında yer alan barınma ihtiyacını karşılamasını sağladığı için kanun koyucu tarafından çeşitli hükümlerle korunmuş, aile konutunun maliki veya kiracısı olan eşin konut üzerindeki yetkileri sınırlanmış, diğer eşin rızası olmadan bazı işlemleri yapamayacağı hükme bağlanmıştır. Bununla da yetinilmeyerek mal rejiminin tasfiyesinde ve miras hukukunda aile konutunun maliki olmayan eşe bazı haklar tanınarak aile konutu üzerinde mülkiyet veya sınırlı aynî hak elde etme imkânı getirilmiştir.
Bütün bu düzenlemeler, yürürlüğe girmesinin üzerinden geçen yaklaşık 20 yılı aşkın süredir, her şeyden önce nasıl uygulanacakları konusunda tartışmaları doğurmuştur. Bu tartışmalar arasında; bir konutun aile konutu vasfını ne zaman kazanıp ne zaman kaybedeceği, malik veya kiracı olan eş bakımından getirilen kısıtlamaların hukukî niteliği, İsviçre hukukunda olmamakla beraber Türk Medeni Kanunu’nda yer verilmiş olan aile konutu şerhinin mahiyeti ve etkileri, icra ve iflas hukukundaki kuralların aile konutu bakımından nasıl uygulanacağı, mal rejimindeki ve miras hukukundaki düzenlemelerin uygulama şartları yer almaktadır. Şunu da belirtmek gerekir ki, bu 20 yıllık sürede Yargıtay’ın en çok içtihat değişikliğine gittiği konular arasında aile konutuna ilişkin uyuşmazlıklar bulunmaktadır.
Çalışma, sözü edilen tartışmaları da dikkate alarak aile konutuna ilişkin “etrafını cami, ağyarını mani” bir eser meydana getirmek üzere hazırlanmıştır. Konuyla ilgili düzenlemeler son derece sistematik ve başarılı olarak işlenmiş, tartışmalar tüketici biçimde ele alınmış, İsviçre hukukundaki gelişmelere ve Türk hukukundan ayrışan hususlara yer verilmiş, yargı kararları titizlikle incelenmiş ve değerlendirilmiştir.